Fatıma’nın Eli…
Kitabın ismini duyar duymaz, hele bir de yazarının yabancı olduğunu öğrenince,
müthiş bir merak uyandı bende. Az bir araştırmadan sonra 40’lı yaşlarında olan
İspanyol bir yazarın kaleminden çıkmış ve oldukça önemli satış başarıları
yakalamış yeni bir roman olduğunu öğrendim. Merakla ve heyecanla, romanın
konusunu öğrenmek ve kitabın sayfaları arasında gezinmek için bir kitapçıya
attım kendimi.
“İki kültür ve
iki aşk arasında kalmış bir adamın hikayesi.”
Çok klasik dedim
önce.
Devam edince
okumaya tanıtım yazısını, ilginç ve bir o kadar da kışkırtıcı bir konu diye
hükmettim,
“Hristiyan
baskısının en acımasız boyutlara ulaştığı Endülüs yıllarında müslüman bir
kadınla, ona tecavüz eden Hristiyan bir rahibin oğlu olan Hernando’nun
hikayesi.”
Ne kadar objektif
olunabilirdi ki böyle bir konuda?
Daha fazla
merakta kalmamak için kitabı ilk sıraya yükselttim okunacaklar listesinde.
Soluksuz okuduğum
ilk 150 sayfada korkularımda yanılmamış olduğumu gördüm. Yanlı bir anlatım
vardı ya da ben kabullenmek istemedim acımasız şartların insanlara neler
yaptırabileceğini.
Ne var ki
mükemmel anlatım, karakterlerin sayfalardan fırlayıp sizinle sohbete
girişeceğini düşüneceğiniz kadar canlı, kanlı ve güçlü olması okumaya hız
kesmeden devam etmeme sebep oldu.
Ve olan oldu.
1000 sayfalık kitabı bir iki gün içerisinde kitaplığımın en önemli yerlerinden
birini işgal etmek üzere bitirdim. Hem de soluksuz.
Ön yargılardan
arınmış, objektifliğini mümkün olduğunca korumuş, dili mükemmel kullanmış bir
yazarın insanoğlunun gerçeklerini ne kadar da güzel anlatabileceğine şahitlik
ettim. Üç dinden de karakterlerin olduğu romanda insani değerler çok etkileyici
bir şekilde işlenmişti.
Tabi hoşuma
gitmeyen kısımları olmadı mı? Oldu elbet. Fakat kitabı bir bütün olarak ele
alınca o kadarı kadı kızında da olur demekten kendimi alamadım.
Bir de kitabın bu
tadı vermesinde çevirmenin de hakkını yememek gerekiyor. Harikulade çeviri
kitabın akışına iyice kaptırmanıza yardımcı oluyor.
Bu arada
Fatıma’nın Eli bitince ve tadı damağımda kalınca başka kitabı var mı acaba bu
yazarın sorusu beni yine araştırmaya sevk etti.
Fatıma’nın Eli
yazarın ikinci kitabıymış.
İldefonso
Falcones’in ilk kitabı 2006 yılında yayımlanmış; “Deniz Katedrali”
“14. yüzyıl
İspanya’sında feodal beyinden kaçan bir serfin hikayesi. Özgürlüğünü kazanma
gayretinde olan ve Yahudi bir kadınla yasak aşk yaşamakla suçlanan Arnau’nun
hikayesi.”
En az “Fatıma’nın
Eli” romanındaki kadar ilginç ve kışkırtıcı bir hikaye.
Durur muyum. İlk
işim kitabı alıp okumak oldu. İldefonso Flacones bu kitabında da kurgusuyla,
anlatımıyla, sürükleyiciliğiyle hapsetti beni kitaba.
Şimdi büyük bir
özlemle yeni romanlar bekliyorum genç denilebilecek yaşında bu kadar mükemmel
eserler ortaya koyan İspanyol yazardan.
Eminim ki bu iki
kitabı okuyan herkes benimle aynı fikirdedir. Bu duyguya şahitlik etmek için
sizi de bu iki eseri okumaya davet ediyorum.
Küçük bir not,
bitirmeden. Öncelikle “Deniz Katedrali”ni okursanız “Fatıma’nın Eli”nden daha
çok zevk alırsınız. Neden mi?
Çünkü ikinci
kitabında yazar kalitesini bir basamak daha yukarıya çekmiş. Daha çok
kaptırıyorsunuz kendinizi anlatılanlara.
Şimdiden iyi okumalar. Kitapların en yakın dostlarınız olması dileğiyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder